25.04.2008
Sağlıklı Yaşamın Püf Noktaları...
Hangi Sebze Hangi Mevsimde Yenir?
Günümüzde tarım ve teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde hemen her mevsimde bütün sebze ve meyvelere ulaşma imkanımız var. Ancak bu sağlıklı bir beslenme şekli mi?
Yüzlerce yıl önce İbn-i Sina: sebze ve meyveyi mevsiminde yiyin, şeklinde bir öneride bulunmuş. Bunun önemi, ürünlerin doğallığının değeri günümüzde yeni/yeniden keşfedilir.
Peki... sebzelerin doğal olarak yetiştiği aylar hangisi ve hangi mevsimde ne yemeliyiz?
SEBZELER
BAMYA: Haziran - Temmuz - Ağustos
BARBUNYA: Nisan - Mayıs - Haziran
BEYAZ LAHANA: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat
BEZELYE: Nisan Mayıs - Haziran
BROKOLİ: Ocak - Şubat - Mart
CARLİSTON BİBER ve DOLMALIK BİBER: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül
DEREOTU: yılın her mevsimi
DOMATES: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - ekim - Kasım
HAVUC: Eylül - Ekim - Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart
İÇ BAKLA: Nisan - Mayıs - Haziran
ISPANAK: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart
KARNABAHAR: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart
KEREVİZ: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat
KIRMIZI LAHANA: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat
KIRMIZI SALÇALIK BİBER: Ağustos - Eylül - Ekim
KURU SOGAN: Yılın her mevsimi
MADIMAK: Mayıs
MANTAR: Eylül - Ekim
MAYDANOZ: yılın her mevsimi
MARUL: Nisan - Mayıs - Haziran
PATATES: yılın her mevsimi
PATLICAN: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım
PIRASA: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart
SALATALIK: Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim
SEMİZOTU: Nisan - Mayıs - Haziran
SİVRİ BİBER: Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim
TAZE FASULYE: Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül
TAZE YEŞİL KABAK: Kasım - Aralık - Ocak - Şubat - Mart
TURP: Ocak - Şubat - Mart
MEYVELER: Ağaçta büyüyen meyveler için yukarıdaki durum söz konusu değil ama bunların da depolanma suresi boyunca kullanılan ilaçların zararını en aza indirmek için yıkama işleminde titiz davranmak gerektiği belirtiliyor. Çilek üretimi farklı olduğu için belirtmek gerekir:
ÇİLEK: Mayıs - Haziran
Aylara Göre Beslenme Şekli
OCAK: Sebze ve et suyu ile hazırlanmış çorbaları sofranızdan eksik etmeyin. Hareketsiz gecen soğuk kış günlerinde çorbalar bağırsak sistemini düzenler. Soğuk havalarda vücuda direnç veren balık ve baklagiller de en çok tüketilmesi gereken besinlerden.
ŞUBAT: Kansere karşı etkili lahanagilleri (lahana, Brüksel lahanası, karnabahar ve brokoli) sık sık yiyin. Bol betakaroten içeren havuç ile salata, zeytinyağlı yemek veya havuç suyu hazırlayın.
MART: Mart, yaza hazırlık ayıdır. Hafif beslenmeye ve diyet yapmaya başlamanın tam zamanıdır. Mart, ayni zamanda ilkbahara geçiş ayıdır. Bu nedenle hafif bir o kadar da direnç verici besinleri tüketmeye özen göstermek gerekir. Balık, ızgara et, sebze ve meyveler bol tüketilmeli.
NİSAN: Kuzu etinin en taze ve lezzetli zamanı. Bu aylarda et olarak kuzu etini tercih edin. Sutlu hafif tatlılar pişirin. Sabah kahvaltısında ve geceleri yatmadan önce bir bardak sut için. Hafif ama sağlıklı beslenerek ve açık havada düzenli yürüyüşler yaparak fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
MAYIS: Çilek kısa omurlu bir meyve. içeriğindeki zengin vitamin (özellikle C vitamini) ve mineraller sayesinde ani enerji verip, geçiş mevsiminde ortaya çıkan yorgunluk belirtilerini giderir.
HAZİRAN: Kısa omurlu dut ve kirazı bu ayda bol bol tüketin. Her ikisi de zengin vitamin ve mineral kaynağı.
TEMMUZ: Semizotu, balıktan sonra en çok omega - 3 içeren sebze. Vücut tarafından üretilmeyen bir yağ asidi olan Omega - 3, kalp hastalıklarına, zihinsel karışıklığa ve bunamaya karsı etkili.
AĞUSTOS: Yaz meyve ve sebzelerinin en olgun zamanı. Meyveleri bol yiyin. Bunun yanı sıra balık, zeytinyağlı sebze, hafif soslu makarnaları günlük öğünlerinize paylaştırın.
EYLÜL: Eylül, kışa hazırlık ayıdır. Vücudu soğuk mevsime hazırlamak gerekir. Bol balık, sebze, meyve ve makarna gibi enerji verici karbonhidratlar ağırlıklı beslenin. Mürdüm erik ve fındığı hergün belli bir miktar tüketmeye özen gösterin.
EKİM: Ekim ayı omega - 3 içerikli cevizin tam zamanı. Cevizi bu aylarda bol bol tüketin. Ayrıca mantarlı nefis yemekler pişirebilirsiniz. Mantar, balık, et ve sebzelere çok yakışır. Mantarı ızgarada üzerine peynir serperek pişirip kahvaltıda da yiyebilirsiniz.
KASIM: Kasım ayında balkabağından bol bol yararlanın. Çorbası, tatlısı ve pastası ile nefis lezzetler hazırlayabilirsiniz . Balkabağını ayrıca etli sebze yemeklerine de ilave edebilirsiniz. içerdiği bol betakaroten sayesinde kansere karşı etkili bir sebze.
ARALIK: Soğuk algınlığı hastalıklarına yakalanmamak için sağlıklı beslenin. Portakal veya greyfurt suyu için. Ispanak, baklagil, et, yoğurt, muz,elma ve kuruyemişleri bol tüketin.
Tereyağı ve Margarin Arasındaki Farklar
 Yüzyıllardır insanlar tarafından doğal olarak üretilen ve dedelerimizin vazgeçilmez besinlerinden olan tereyağının kullanımı son 50 yılda önemli derecede azaldı: bunun en önemli nedeni margarinlerin yaygınlaşması ve daha ucuz bir şekilde tüketiciye sunulması. Oysa tereyağı ile margarinin arasında fiyat farkı ile ölçülemeyecek farklar var:
MARGARİNİN ZARARLARI
Her ikisi de hemen hemen ayni kaloriye sahiptir.
Margarinde yağ asitleri çok yüksektir.
Margarin Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar.
Toplam kolesterolü ve LDL yi yükseltir (kötü kolesterol)
HDL yi düşürür (iyi kolesterol)
BEYNE ZARARLI BESİNLER
 Zihin Sağlığı Vakfı nın araştırmasına göre, yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme, depresyon, Alzheimer ve şizofreniye neden oluyor.
İngiltere de yapılan bir araştırma, son zamanlarda halkın beslenme tarzındaki değişikliklerin zihin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. Sustain adlı örgüt ile Zihin Sağlığı Vakfı nca desteklenen araştırmanın sonuçlarına göre, fast food tarzı beslenme ile yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksikliği depresyon, Alzheimer ve şizofreni ile doğrudan ilişkili.
Araştırmacılardan Courtney Van de Weyer, "Vücudu iyi beslemek, zihni de iyi beslemek anlamına geliyor" dedi. Araştırmaya göre, yemlerde kullanılan katkı maddeleri ve tarım ilaçları, hayvan organizmasında değişikliğe yol açıyor. Bu nedenle de insanlar, omega 6 adlı yağ asidini, omega 3 ten çok daha fazla tüketir hale geliyor. Bu dengesizliğe vitamin ve mineral eksikliği de eklenince, depresyon ve hafıza sorunları ortaya çıkıyor. Araştırma raporunda, beslenme tarzında aminoasitlere, özellikle de balık tüketimine daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtiliyor.
Beyne faydalı yiyecekler: Sebzeler (Lifli olanlar), Tohumlar ve fındık, Meyve, Buğday, kepek, Organik yumurta, Organik olarak yetiştirilen ya da vahşi olarak avlanan balıklar (Özellikle yağlı olanlar)
Beyne zararlı yiyecekler:
Kızartılmış fast food yiyecekler
Rafine edilmiş ve işlenmiş besinler
Alkol Şeker Çay ve Kahve
Besinlere konulan bazı ek maddeler
Tarım ilacı içeren besinler
Kanser riskini beş katına çıkarır.
Anne sütünün kalitesini düşürür.
Bağışıklık sistemini zayıflatır.
İnsülin tepkisini düşürür.
Tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını %53 artırıyor.
TEREYAĞININ YARARLARI
Tereyağı yemek, yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor.
En iyi A vitamini kaynağıdır.
Lesitinden zengindir.
Yüksek oranda antioksidan (kolesterol, A vit, E vit, selenyum) içerir.
İyi bir iyot kaynağıdır.
Konjuge linolenik asitten (CLA)zengin olduğu için, antienflamatuvar, antiallerjik ve antikansorejenik etkileri vardır.
Diş çürükleri ve osteoporoz riskini azaltır.
Maküler dejenerasyonu azaltır (lutein)
Yüksek kolesterolü azaltır (kolin)
Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin)
Asetilkolini artırır
Çinko içeriği yüksektir
Magnezyum içeriği yüksektir
Omega-3'ten zengindir.
A, D, K vitaminleri, demir, selenyum, riboflavin, ve niasinden zengindir.
Televizyonda gördüğünüz kalbi koruyan, vitamin katkılı vs.li margarin reklamlarına kanmayın, dedeleriniz gibi tereyağını ve zeytinyağını sofranızdan eksik etmeyin.
Fizik ve Ruh Haliniz Beslenmenizle Yakından İlişkili
Halsizlik, yorgunluk, unutkanlık hemen hemen herkesin müzdarip olduğu sorunlardır. Peki bunun nedeninin vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri yeterince almanıza bağlı olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz?
Vitamin ve mineral yetersizliğinin vücut dengesini bozuyor. Etkilerini şöyle sıralıyabiliriz.
Enerji ve protein yetersizliği: Beden hareketlerinde yavaşlama, zihin bulanıklığı,
B grubu vitaminlerinin yetersizliği: Duyarlılık, baş ağrısı, uykusuzluk, unutkanlık ve ileri hallerde depresyon,
C vitamini yetersizliği: Yorgunluk, halsizlik, içe kapanıklık,
Demir yetmezliği: Anemi, yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı,
Kalsiyum yetmezliği: Baş dönmesi, tansiyon değişmesi,
Magnezyum yetmezliği: Halsizlik, aşırı duyarlılık,
Çinko yetmezliği: Nöropsikiatrik bozukluklar,
Folik asit yetmezliği: Unutkanlık, yorgunluk, baş ağrısı, uykusuzluk, anemi,
Pantotenik asit yetmezliği: Stres artması, ankisiyete, yorgunluk,
B12 vitamini yetmezliği: Hafıza kaybı, halüsinasyon, periferal sinir sistemi dejenerasyonu, anemi, depresyon.
Besin seçimi kadar, kısa aralıklarla tüketilmesi de büyük önem taşıyor. Öğünler uzun aralıklara yayıldığında ilk etkinin kan şekerinde görülüyor, kan şekeri düşmesinin de 'sinirlilik, zihin bulanıklığı, baş ağrısı'na yol açıyor. Ayrıca, vücudun büyük bölümünü su olduğundan sık aralıklarla su tüketiminin büyük önem taşımaktadır.
Ağızda kötü koku (HALİTOZİS); kişinin yediklerine (sarımsak, soğan, baharat gibi), içtiklerine (rakı, şarap, sigara, bira gibi) veya aldığı ilaçlara bağlı olarak gelişebilir. Hastalığından dolayı sadece sıvı tüketenlerde mekanik olarak besinlerin temizlenmesi mümkün olmayacağından ağız kokusu olabilir.
Bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda da kişi her şeyin kötü koktuğunu sanır (dysosmia).
Ağız boşluğundan kaynaklanan kötü kokular
- Kötü ağız hijyeni : Dişler arasında kalmış olan besin artıkları, çürük dişler, temiz tutulmayan protezler, paslı dil
- Piyore :
- Ağız içi iltihapları : aftlarda, ağız içi yaralarında (özellikle vincent stomatiti), agranülostoz hastalığında ve akut lösemiye bağlı gelişen ağız içi iltihaplarında
- Bazı tonsillitler (bademcik iltihabı)
- Bazı kanserler : dil, bademcik, damak, ağız tabanı, arka duvar (farinks) kanserleri ülserleşince fena kokuya neden olurlar.
Ağız arka duvarından (farinks) kaynaklanan kötü kokular
- Burnun iç yüzeyini döşeyen derinin hastalıkları
- Burun orta duvarında iltihabi harabiyet : sifilise bağlı olabilir.
- Sinüzitler : özellikle kronikleşmiş maksiller sinüzütler
- Nazofarinks kanseri
- Burun polipleri, eğrilik (septum deviasyonu) :
- Adenoid hiperplazi : küçük çocuklarda sık rastlanır, burunla ağız arka duvarının kesişim yerindeki lenf düğümlerinin büyümesidir.
- Nazofaringeal kist (Thornwaldt kisti): enfekte olursa koku yapar.
- Burunda yabancı cisim : özellikle küçük çocuk, akıl hastaları ve ileri yaştakilerde göz ardı edilmemelidir.
Bronş ve Akciğer Hastalıklarından kaynaklanan kötü kokular
- Bronşektazi
- Akciğer absesi ve özellikle gangreni (tüm odada duyulur).
- Üzerine enfeksiyon binmiş verem (tüberküloz) kaviteleri
- Bronş kanserinin ileri aşaması
- Bronşlara açılan abse veya ampiyem
Sindirim Sistemi Hastalıklarından kaynaklanan kötü kokular
- yemek borusu kanseri
- yemek borusu darlığı, mide ilk bölümünde genişleme bozukluğu
- yemek borusu ve ağız arka duvarında keseler (divertiküller)
- diyafragma fıtıkları
- mide kanseri
Diğer Hastalıklarından kaynaklanan kötü kokular
- Asidozis : şeker hastalığı ve diğer bazı hastalıklarda görülebilen ve komaya kadar gidebilen acil durumlar. Aseton (ekşi elma) kokusu
- Üremi : böbrek yetmezliğine bağlı gelişen bir durum. Amonyak kokusu
- Karaciğer yetmezliğinde : fare idrarı kokusu
- Alkol koması
YUKARIDA SIRALANA NEDENLERİN HİÇ BİRİ SAPTANAMADIĞI HALDE YİNE DE AĞZI KÖTÜ KOKAN KİŞİLER BULUNABİLİR. DİŞ DOKTORU, KBB UZMANI, GÖĞÜS HASTALIKLARI UZMANI, GASTROENTEROLOJİ UZMANI TARAFINDAN İNCELENMEDEN KESİN TANI KONMAMALIDIR.
DOMATESİ NASIL BİLİRSİNİZ?
 Günümüzde kanser, kalp-damar hastalıkları ve şeker hastalığı tüm ölümler içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Genetik (ırsi) faktörler ve ilerleyen yaşın yanında hareketsiz yaşam tarzı ve yemek kültürü önemli risk faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm kanserlerin yaklaşık %50’sinin diyetle ilişkili olduğu artık kesindir. Ayrıca damar sertliği, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon da yemek kültürü ile yakından ilişkilidir.
Bu ilişkinin temelinde herkesin bir derece malumu olan oksidan maddelerin vücutta neden olduğu zararlar ve başta hücrenin çekirdeği olmak üzere pekçok yerinde kalıcı hasara neden olmasıdır. Bu hasarın zaman içerisinde birikmesi ile yukarıda bahsettiğimiz hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Antioksidan olarak bilinen moleküller, hasarın azaltılması ve tamiri için bize yardımcı olan önemli maddelerdir. Artık herkes bir şekilde aldığı antioksidan miktarını artırmakta ve yeni antioksidan kaynakları araştırmaktadır. Aslında bu arayışlarımız çok yakınımızda olanları görmemize engel olmaktadır. Bunlardan bir tanesi de “kendine özgü bir mucize” olan domatestir. Domates, özellikle likopen denen güçlü antioksidandan son derece zengin bir bitkidir.
Likopen nedir?
Likopen aslında domatese özgün rengini veren bir renk maddesidir (pigment) ve yalnızca belirli bitkiler ile bazı tür mikroorganizmalar tarafından üretilebilir; hayvanlar ve insanlar likopen üretemezler. Likopen insan vücudunda üretilen bazı zararlı maddeleri (okside edici maddeleri) güçlü bir şekilde temizler. Öyle ki, “singlet oksijen” denen zararlı bir maddeyi, herkesin bildiği ve bolca kullandığı E vitamininden 10 kat daha güçlü bir şekilde ortadan kaldırır.
Kanser ile ilişkisi
Özellikle prostat ve meme kanseri olan kişilerin vücudunda likopenin normalden düşük olduğu ve domatesin çok tüketildiği bölgelerde bu iki tip kanserin görülme oranının anlamlı şekilde düşük olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Çin ve İtalya’da yapılan çalışmalarda, sindirim sistemi kanserleri ile domates tüketimi arasında güçlü ters bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi meme ve prostat kanserine karşı güçlü koruyucu özellikleri olduğu da bir kez daha ortaya konmuştur. Aynı güçlü koruyuculuk, İspanya ve İngiltere’de yapılan çalışmalarda akciğer kanserine karşı da gösterilmiştir.
Kalp damar hastalıkları ile ilişkisi
Bu konuda en çok güvenilen antioksidan E vitaminidir. Ancak 2000 yılında tamamlanan “HOPE” isimli geniş katılımlı bir çalışmanın sonuçlarına göre 4.5 yıl boyunca günlük E vitamini kullanan bireylerde kalp damar hastalığı riskinde anlamlı bir azalma görülmemiştir.
Benzer bir çalışma kan likopen düzeyleri farklı bireylerde yapılmış ve çok daha olumlu sonuçlar alınmıştır. Litvanya ve İsveç’te yapılan karşılaştırmalı bir çalışmanın sonuçlarına göre, kan likopen düzeyleri ile kalp hastalıklarına yakalanma arasında güçlü zıt bir etkileşim bulunmuştur. Yani vücudunda yüksek oranda (aslında normal) likopen bulunan bireyler olmayanlara göre daha düşük tansiyona sahip ve damarları daha sağlıklı bulunmuştur.
Kolayca anlayabiliz ki, güçlü bir antioksidan bizi başta yaşlanma olmak üzere başka pekçok hastalığa karşı da koruyabilir. Bunlardan en önemlileri yüksek tansiyon ve şeker hastalığıdır.
Likopen kaynakları
Likopen bitkilere kırmızı rengini veren en önemli renk maddesidir. Bu nedenle domatesin yanında rengi kırmızı olan diğer tüm meyve ve sebzelerde de belirli miktarlarda bulunur (kırmızı erik, karpuz, vişne, kiraz ve şeftali vs.). Likopen kaynağı konusunda söylenecek en sevindirici söz; domatesten elde edilen salça, ketçap, sos ve püre gibi ürünlerin likopen varlığını azaltmamasıdır. Hatta domatesin kaynatılması ve salça yapılması likopenin vücutta kullanılabilirliğini artırmaktadır. Dolayısı ile mutlaka domates yemeniz gerekmez, mevsimine göre değişik ürünleri tüketerek sağlığınızı koruyabilirsiniz.
Bu konuda söylenecek en önemli söz ise; “domates demenin likopen demek olmadığıdır” çünkü deneysel çalışmalarda domatesten elde edilen yararlı etkiler sadece likopen kullanılarak elde edilememiştir. Ve domatese ait faydalar hiçbir zaman sadece likopen ile açıklanamayacak kadar fazladır. Son söz; “önemli olan likopen almak değil domates yemektir”. Afiyet olsun...
ASPIRIN VE KALP KRIZI Aspirin ve Trombositler
Aspirin kanınızın pıhtılaşma biçimini ekler. Bir kan daman zedelenmesi nedeniyle kanama olduğunda, trombositler denilen kan hücreleri zedelenme bölgesinde birikirler.
Trombositler kan damarındaki delikleri kapatan yapışkan bir kitle oluştururlar. Aspirin trombositlerin birikimini azaltır ve kanama olduğunda pıhtıların oluşumunu zayıflatır.
Aspirin ve Kalp Krizi
Kalp krizi, bir koroner atardamarın bir kan pıhtısıyla tıkanmasının sonucu olduğu için, aspirinin pıhtılaşma üzerindeki etkisi bir kalp krizinin ilk saatlerinde yararlıdır. Her gün aspirin almak, by pass ameliyatı geçirenler de dahil olmak üzere, koroner atardamar hastalığı olan insanların çoğunda yararlıdır.
Aspirin ve Felç
Beyninizdeki küçük bir atardamarın kopması gibi bir olayda kanama olduğunda, günde bir aspirin bile tehlikeli olabilir. Aspirin kanın pıhtılaşma kabiliyetini azaltır, böylelikle kanınızın pıhtılaşmasıyla kanamanın durma ihtimali azalır.
Aspirin ve Sağlığınız
Koroner atardamar hastalığınız varsa ya da koroner atardamar bypass ameliyatı geçirdiyseniz, aspirin daha sonraki bir kalp krizi riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir Ama kan basıncınız yüksekse, ailenizde felç olayları, kanama bozukluğu, ülser ya da karaciğer ya da böbrek fonksiyonu yetmezliği varsa veya varfarin (Coumadin) alıyorsanız, aspirinden kaçının. Her durumda, aspirini düzenli olarak almaya başlamadan önce doktorunuzla görüşün. (Aspirinin kimyasal adı asetilsalisilik asittir; asetaminofen gibi aspirin yerine kullanılabilen ilaçlardan farklı olduğunu unutmayın. Aspirinin pıhtılaşma üzerinde bir etkisi vardır; asetaminofenin ise yoktur.)
ELMA KALP SAĞLIĞI İÇİN İDEAL
 Kötü kolesterolün oksidasyonunu önlemenin yanı sıra, vücudunuzu ultraviyole ışınları, yanıklar ve sigara gibi birçok çevresel faktörün oluşturduğu zararlardan arındırmak için yüzde 100 meyve konsantresi içeren elma suyundan faydalanın.
Antioksidan etkiye sahip besinlerin vücudumuz için önemi
Vücudumuzda enerji üreten tüm hücreler düzenli olarak oksijene ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle oksijen yaşamın temelini oluşturuyor. Diğer yandan oksijen vücut hücrelerinde yandığında serbest radikaller veya oksijen içeren son ürünler oluşuyor. Antioksidanlar vücudumuzdaki vücut hücrelerinde, dokularda ve hücre çoğalmasını kontrol eden DNA nın yapısında hasara neden olan serbest radikallere karşı savaşıyorlar.
Bunların dışında ultraviyole ışınları, yanıklar ve sigara gibi çevresel faktörler de serbest radikal oluşumuna neden oluyor. Serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarı kanser, kalp ve damar hastalıkları, katarakt, artritler ve yaşla birlikte gelen diğer bozukluklar gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için erken yaşlardan başlayarak sağlıklı beslenmek büyük önem taşıyor. Elma suyu, içeriğindeki en fazla antioksidan kapasiteye sahip "Quercetin" nedeniyle bu sorunlara karşı savaşta sofradan eksik edilmemesi gereken bir yardımcı.
Kötü kolesterolün oksidasyonunu engellemek için elma suyunu tercih edin
Yağ, özellikle doymuş yağ ve kolesterol açısından zengin diyetler kan kolesterol düzeyini yükseltiyor. Kan kolesterol düzeyi yükseldikçe, koroner kalp hastalığı riski de artıyor. Kolesterol kanda proteinlere bağlı olarak taşınıyor. Bunlara lipoproteinler adı veriliyor. Düşük dansiteli lipoproteinler (LDL), damar duvarlarında kolesterol biriktiriyor. Yüksek dansiteli lipoproteinler (HDL) ise damar duvarlarında biriken kolesterolü temizliyor. Bu nedenle LDL-kolesterol kötü kolesterol, HDL-kolesterol iyi kolesterol olarak nitelendiriliyor. Kolesterol vücutta sentez edildiği gibi besinler yoluyla da dışardan alınıyor.
Yapılan araştırmalarda "elma suyunun içerdiği Quercetin ve diğer antioksidan maddelerin hücresel hasarı önleyici potansiyel bir etkisi olduğu, bu etkinlik sonucunda LDL-kolesterolün oksidasyonunu önleyebildiği, platelet agregasyonunu (trombosit kümelenmesi) önleyici, antihipertensif (yüksek tansiyonu engelleyen) ve antiaritmatik (ritm bozukluklarını önleyen) etki gösterdiği" ileri sürülmüştür.
BESİNLERİN BEYİN FONKSİYONLARI ÜZERİNDE ETKİLERİ
Beynimiz vücudumuzun küçük bir bölümünü oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin yüzde yirmisini harcar. Belirli yiyecekler algılama yeteneğimizi arttırır, daha verimli yapar, daha hızlı düşünmemizi ve dikkatimizi daha iyi vermemizi sağlar. Ancak bu besinleri ilaç gibi sadece belirli zamanlarda almamalı, yaşamımızın bir parçası haline getirmeliyiz.
BELLEK
HAVUÇ: Hatırlama yeteneğimizi arttırır, çünkü havuç beyin metabolizmasını canlandırır. Bir şey ezberlerken bir ufak tabak sıvı yağlı havuç salatası yiyin.
ANANAS: Tiyatro sanatçılarının ve müzisyenlerin ihtiyacı olan bir meyvedir. Örneğin uzun bir metin ezberleyebilmek için fazla miktarda C vitaminine ihtiyaç vardır. Ayrıca önemli bir eser halinde element olan mangan içerir.
AVOKADO: Kısa süreli bellek içindir (Örneğin alışveriş listesini yaparken). Fazla miktarda yağ asidi içerir. Yarım avokado yeterlidir.
ISIRGAN OTU: Hafızayı kuvvetlendiren besinlerdendir. Özellikle sınavlara hazırlanan çocukların çayına ilave edilmesi veya doğrudan ısırgan çayı içirilmesi yerinde olur.
KABAK: Hafıza için eşsiz bir besindir. Yemeklerle sık sık tüketilmesi son derece faydalıdır.
MUTLULUK
KIRMIZI BİBER: Ne kadar acı olursa o kadar iyidir. Aroma maddeleri vücudun kendi mutluluk hormonu endorphinin salgılanmasını hareketlendirir. En iyisi çiğ yenmeli.
ÇİLEK: Stresi giderir. Lifli maddesi mutluluk verir. Dozu en az 150 gram.
MUZ: Sırrı serotonin. Bu maddeye beynimizin mutlu olması için ihtiyacı vardır.
ÖĞRENME
LAHANA: Sinirliliği giderir (tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için). Daha stressiz öğrenilir (örneğin sınav öncesi).
LİMON: C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır. Dil öğrenme kursundan önce 1 bardak limon suyu için.
YABAN MERSİNİ: Uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir. Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
DİKKAT VERME
SOĞAN: Aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı. Kanı sulandırır, beyin oksijeni daha iyi alır.
CEVİZ, FINDIK, FISTIK: Konferanslarda, konserlerde, uzun araba yolculuklarında, sinirleri kuvvetlendirirken, beyindeki haber alma maddelerinin oluşumunu hareketlendirirler.
YARATICILIK
ZENCEFİL: İçerdiği maddeler beynin yeni fikirler üretmesini sağlar. Kan sulandığı için vücutta daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir.
KİMYON: İnsanın aklına birden bir fikir getirtir. İçerdiği uçucu yağlar bütün sinir sistemini uyarır, ancak yaratıcı düşünce şartıyla. Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir (bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyonla).
STRESE KARŞI
Gerginsek ne yaparız? Bir fincan kahve veya bir kola içeriz. Bu da yetmezse çikolata ve hamburger yeriz. Böylece daha fazla strese gireriz. Besleyici maddelerin eksikliği, çok miktarda kafein ve şeker sinirleri iyice bozar dahası vücudun savunma sistemini, direncini zayıflatır. Doğru bir beslenme stresli zamanların üstesinden gelmemizde bize yardımcı olacaktır. Bunun için de yanlış alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekecektir.
KAHVEYİ AZALTIN
Sabahları bir iki fincan kahve uyku sersemliğinizi gidermede yardımcı olur. Fazlası ise sadece kalp çarpıntısına ve huzursuzluğa, daha sonraları da uykusuzluğa yol açmakla kalmayıp hassas insanlarda korkuya ve endişeye de neden olur.
Çikolata yerine meyve yiyin. Arada bir yenen çikolataya bir diyeceğimiz yok. Fakat fazla miktarda şeker kan şekerini altüst eder. Şeker miktarı önce artar, sonra hemen düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve veya kepek, çavdar ürünleri organizma tarafından daha yavaş enerjiye dönüştürülür, kan şekerinin dengesi bozulmaz.
Sık sık bir şeyler atıştırın. Büyük porsiyonlu ve yağlı yemekler hemen hemen uyku ilacı etkisi yapar. Fazla yağ ayrıca bağışıklık sistemini zayıflatır. Fakat günde bir çok defa yenen birkaç lokmalık bir şey enerjiyi aynı düzeyde tutar.
ANKSİYETE BESİNLERİ
Önemli anti-stres maddeleri mineral olarak kalsiyum (süt ürünlerinde, yeşil sebzelerde) ve magnezyumdur (kepek, çavdar, baklagiller, bal kabağı ve ayçiçeği çekirdeği). B vitaminleri grubu aynı zamanda sinir vitaminleri olarak adlandırılır. B vitaminleri ette, balıkta, kepek çavdar ürünlerinde ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Şunu da aklınızdan çıkarmamalısınız;stres vitaminlere ve minerallere olan ihtiyacı arttırır. Bunun stratejisi şudur: bol miktarda antioksidan vitaminler, yani C, E, beta-karotin vitaminleri ve selenyum. Pratik olarak bunun anlamı: Günde beş kere ufak porsiyonlar halinde meyve veya sebze, her gün zeytinyağı soslu salata ve yulaf ezmesi veya kepek ya da çavdar ekmeği yemektir. Selenyum kepek ve çavdarın dışında balıkta da bulunur.
Yoğurt yemeyen var mı?
İlk kez 10. yüzyılda Türkler tarafından bulunan yoğurdun, başka hiçbir besin maddesi ile karşılaştırılamayacak kadar çok yararlı özelliği bir arada bulundurduğu belirtildi.
Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, bir kase yoğurda iki kaşık bira mayası katılarak hazırlanan yoğurt maskesinin cilde parlaklık vermede ve kırışıklıkları önlemede çok faydalı olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Yorulmaz, ilk defa 10. yüzyılda Türkler tarafından bulunan yoğurdun, başka hiçbir besin maddesi ile karşılaştırılamayacak kadar çok yararlı özelliği bir arada bulundurduğunu söyledi.
Bu besinden yeterince faydalanılmadığını öne süren Yorulmaz, "Yoğurt sağlığı korumak ve daha sağlıklı olmak için çok önemli bir besin maddesidir" dedi.
Yoğurdun sindiriminin kolay ve karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, kalsiyum ve fosfordan oldukça zengin bir besin olduğunu belirten Yorulmaz, aynı zamanda kolayca vücutta sindirilen ve gerekli tüm besin maddelerini sağlayan bir besin olduğunu bildirdi.
Hastalıklara karşı direnci artırır
Ayrıca vücudun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve hastalık yapan mantarlar da dahil olmak üzere tüm mikroplardan, sindirim sistemini tutan kanserlere kadar pek çok hastalıktan koruduğunu anlatan Yorulmaz, şunları söyledi:
"Yoğurt, büyüme gelişme çağında diş ve kemik gelişimini hızlandırır, raşitizmden korur. Menopoz sonrası kadınlarda ve yaşlı erkeklerde kemikleri güçlendirir, kırılmaları önler. Bu nedenle her yaştaki insanın beslenmesinde son derece önemlidir. Yoğurt, bebeklere altıncı aydan sonra ek olarak verilen ilk besinlerden biridir. Böylece bebeklerin kemik ve diş gelişimine yardımcı olur. Bağışıklık istemlerini güçlendirir. Bağırsaklarda faydalı mikropların oluşumunu hızlandırır, ishalden korur."
Kabızlığı da önlüyor
Yoğurdun sindirimi ve barsak hareketlerini düzene soktuğunu ve kabızlığı önlediğini ifade eden Yorulmaz, mide barsak ülserlerinden de koruduğuna işaret etti.
Bağırsaktaki zararlı mikropların üremesini durdurduğunu, faydalı olanları ise desteklediğini ifade eden Yorulmaz, "Bağırsakları mikrobik hastalıklardan ve antibiyotik kullanımına bağlı ishallerden korur" diye konuştu.Yorulmaz, yoğurdun ağız kokusunu ve diş taşları oluşumunu önleme etkisi olduğunu söyledi.
Mışıl mışıl uyursunuz
Akşam yenen bir kase yoğurdun uykuya dalmayı kolaylaştırdığını ve daha dinlendirici bir uyku sağladığını dile getiren Yorulmaz, yoğurdun pek çok hastalıkta da faydalı olduğunu bildirdi.
Diyabet hastaları için bire bir
Prof. Dr. Yorulmaz, yüksek kolesterol ve diyabet hastaları için oldukça faydalı olduğunu belirtti. Yoğurdun kötü kolesterolü düşürdüğünü, iyi kolesterolü yükselttiğini ve yağların harcanmasını kolaylaştırarak şişmanlamayı önlediğini ifade eden Yorulmaz, şunları kaydetti:
"İshali olanlarda yoğurt ve ayran iyileşmeyi hızlandırır. Özellikle menopoz sonrası kadınları etkileyen, ancak yaşlı erkeklerin de önemli bir sorunu olan kemik erimesi olanlarda kemikleri güçlendirir. Yoğurdun alerjik etkisi çok azdır. Besin elemanlarından zengin olması nedeniyle vücut direncini düşürmeden zayıflamayı sağlaması nedeniyle, zayıflama diyetlerinde yoğurt son derece faydalıdır. Yapılan çalışmalar çok yoğurt yiyenlerin az yiyenlere göre daha uzun ömürlü ve daha sağlıklı yaşadıklarını göstermiştir.
Yoğurt, vitamin içerdiği için suyu süzülmeden yenmelidir. Süzme yoğurt B vitamininden fakirdir. Hangi yaşta olursanız olun, sağlıklı ya da hasta her gün mutlaka 1 kase yoğurt yemeyi ihmal etmeyin. Böylece sağlıklı, uzun ömürlü ve daha güzel yaşayabilirsiniz."
Yoğurt;
• Bağırsak hastalıklarını tedavi eder, düzenli çalıştırır,
• Bağışıklık sistemini güçlendirip birçok hastalığı önler,
• Zararlı bakteri enzimlerinin çalışmasını engeller,
• Kandaki asit-baz dengesini düzenli hâle getirir,
• Sindirim sistemi ve mide rahatsızlıklarını önler,
• Antibiyotiklerin yan etkisini ortadan kaldırır,
• İçindeki protein insanın gücünü artırır,
• Ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir,
• Rahat bir uyku için ideal bir ilâçtır,
• Mineral olarak, kalsiyum boldur,
• Zararlı (LDL) kolesterolü azaltır,
• Şeker hastaları için faydalıdır,
• Yara ve yanıkları tedavi eder,
• Katarakt tehlikesini önler,
• Gözler için A vitamini vardır,
• Gelişme için E vitamini vardır,
• Kemik gelişimi için D vitamini vardır,
• Cildin düzelmesi için B2 vitamini vardır,
• Sinir ve kalp için gerekli B1 vitamini vardır,
• Kalp hastalıkları, şeker, kemik erimesi, dizanteri, kronik diyare, ağız kokması... gibi çeşitli rahatsızlıklara iyi gelir.
Maydanoz
 “Yatmadan evvel maydanoz yemek, tatlı bir nefesle uyanmaya, diş ağrısını gidermeye yarar.“ (Hadis-i Şerif)
İÇİNDEKİLER:. 100 gr. maydanozda 60 mgr A vitamini, 25 mgr. C vitamini, 3.8 mgr Demir vardır. 30 gr. maydanoz, bir insanın günlük A ve C vitaminini karşılayacak güçtedir. • Uçan yağ (Aplin, apisoside, myristicin) • Inosit • Kükürt • Demir • Fosfor • Mangan • A ve C vitaminleri.
YAN TESİRİ: Normal kullanımda herhangi bir yan tesiri yoktur. Uzun süre kaynatılan suyu aç karna ve zayıflama kürü olarak kullanılmamalıdır. Böbreklerde tahriş yapar.
ŞİFASI:
1- İştah açıcı: Maydanoz yemeklerde, salatada yenirse veya kaynatılıp suyu içilirse iştah açar.
2- Göz rahatsızlığı: A vitaminini çokça ihtiva ettiðinden, gözün görme gücünü arttırır. Pansuman yapılırsa gözdeki iltihapları önler, yanmayı geçirir. Havuç rendesi, maydanoz salata yapılıp, sirke dökülerek yenirse göze kuvvet verir.
3- Anne sütünü arttırır: Maydanoz yemeye devam edilirse anne sütünü arttırır.
4- Sindirimi kolaylaştırır: Maydanoz salata olarak yenir ya da kaynatılıp yemekten sonra içilirse hazmı kolaylaştırır.
5- Vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, terletir, idrar söktürür. Bacaklarda biriken suları dışarı atar.
6- Böbrek taşlarını düşürür: Maydanoz kaynatılıp süzülür, limon sıkılıp aç karna içilir.
7- Akne (sivilce): Maydanoz kaynatılır suyu içilir ve cilt bu suyla pansuman yapılır.
8- Cilt lekeleri: Maydanoz kaynatılır, cilt lekeleri pansuman yapılır ve bu suya limon sıkılıp içilir.
9- Yara, bere, morartı: Maydanoz lapası bağlanırsa şifaya kavuşturur.
10- Kan temizleyici: Maydanoz rezene ile kaynatılıp içilirse, kam temizler, artıkları dışarı atar.
11- Karaciğer ve dalak rahatsızlıkları: Maydanoz kaynatılıp limonla içilirse tıkanıklıkları açar.
12- Zayıflama: Maydanoz kaynatılıp, limon ve çam balıyla ılık olarak sabahlan aç karna içilirse, zayıflamaya yardımcı olur, 10 günden fazla kullanmayınız.
13- Yüksek tansiyon: Maydanoz yemek yüksek tansiyonu düşürür.
14- Kuvvet verir: Maydanoz yemek, iştah açar ve vücuda kuvvet verir.
15- Saçları kuvvetlendirir: Maydanoz kaynatılır, sirke ile beraber saçlar yıkanırsa saçları kuvvetlendirir, uzamasını sağlar.
16- Sivrisinek ve haşeratları uzaklaştırır: Gece yatarken ayaklara, ellere maydanoz yağı sürütürse ya da maydanoz yakınınıza koyulursa sivrisinekleri kovar.
♦♦♦ TAVSİYE: Günlük 30 gr. maydanoz yemek, vücudun A ve C vitamini ihtiyacını karşıladığına göre, salatalarda ucuz ve leziz gıdayı ihmal etmeyiniz. Demir içermesi maydanozu daha da kıymetlendirir. Romatizma ve diğer ağrılardan vücudu korur.
İNCE BELLİLER DE KALBİNE DİKKAT ETMELİ
 Yeni bir araştırma, kilosu düşük olduğu için egzersiz yapmaya ihtiyacı olmadığına inananları uyarıyor: Kalp rahatsızlıkları herkes için bir risk.
Londra merkezli araştırma ekibi üç ayrı denek grubunun damarları tıkayan kötü kolesterol seviyelerini ölçtü. 37 kişiden oluşan ilk grup hem vücudu ince olan hem de spor yapanların grubuydu.
Bunun yanı sıra egzersiz yapmayan fakat ince olan 46 kişi ve egzersiz yapmayıp aynı zamanda aşırı kilolu olan 28 kişinin kolesterolü ölçüldü.
Uluslararası Obezite Dergisi'nde yayımlanan araştırma sonuçları hareketsiz kalmayıp egzersiz ve spor yapanların hem daha ince ve dirençli olduğuna hem de kalp-damar hastalıklarına yakalanma risklerinin azaldığına işaret ediyor.
Brunel Üniversitesi'nden Dr. Gary O'Donovan, "Çok sayıda kişi -özellikle de ince olanlar- muntazam egzersiz yapmanın tek faydasının kilo kaybetmek olduğuna inanıyor. Oysa araştırmamıza göre kilosuz olanların da sağlıklı kalması ve kolesterolü kontrol altında tutması için aynı şekilde egzersiz yapması gerekiyor" diyor.
Ölçünüze aldanmayın
Araştırma için sigara içmeyen ve benzer sosyo-ekonomik şartlarda yaşayan 30 ila 45 yaş arasında 113 erkek "egzersiz yapan ve ince olan", "egzersiz yapmayan ve ince olan" ve "egzersiz yapan ve obez olan" şeklinde üç gruba bölündü. Deney sırasında obez kabul edilen kişiler belinin en ince noktası 100 cm'nin üzerinde olanlar olarak belirlendi. Egzersiz yapanların tanımı ise haftada en az üç defa veya daha fazla kardiyovasküler egzersiz yapanlardı. Dr. O'Donovan, benzer profilde denekler seçildiği için kolesterol seviyesindeki farklılıkların egzersiz yapıp yapmamakla bağlantılı olduğu görüşünün makul bir varsayım olduğunu belirtiyor.
Koroner Kalp Hastalığı ( KKH ) NEDİR?
 Kalbin kasılmasını sağlayan myokard adı verilen kas tabakasının beslenmesi (oksijenlenmesi) , ''koroner'' denen (kalbe özel) damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir.
Özellikle hayvansal gıdalarda bulunan ve fazla miktarda alındığında damar iç yüzeyine yapışan ''kolesterol'' isimli yağ türü, normalde esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar duvarlarında birikerek damar boşluğunu daraltır. Damar duvarındaki bu sertleşme veya damarın tıkanması durumuna ''ateroskleroz'' denir. Yüksek tansiyon, yaşın ilerlemesiyle damar yapısının bozulması, sigara kullanımı vb etmenler de aterosklerozu hızlandırır.
Ateroskleroz veya başka bir nedenle myokard'a gelen kan miktarı azalırsa myokard yeterli seviyede oksijenlenemez;''iskemi'' (dokunun kanlanamaması)
oluşur. İskemi, KKH'na neden olur. Kalbin myokard kas tabakası tam beslenemediği için yeterli kasılamaz, bu da hastada kendini ''angina pectoris'' (göğüs ağrısı) şeklinde gösterir.
KKH'nın diğer adları "koroner arter hastalığı", ''iskemik kalp hastalığı'' ve ''aterosklerotik kalp hastalığı''dır.
KKH için '' RİSK FAKTÖRLERİ '' Nelerdir
A- Değiştirilemeyecek risk faktörleri :
* Yaşın ileri olması ; Erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üzeri ve postmenapozal (adetten kesilme sonrası) dönemde olmak
* Cinsiyet ; KKH daha çok erkeklerde görülür.
* Kalıtım ; Ailede bu hastalığın bulunması
B- Değiştirilebilir (önlenebilir) risk faktörleri :
* Sigara kullanımı
* Hipertansiyon ; Kan basıncının ( 120 / 80 mmHg'dan ) yüksek olması
* Diabet ; Şeker hastalığı
* Stres
* Kandaki "Total Kolesterol" düzeyinin ( 200 mg/dL'den ) yüksek olması
* Kandaki "HDL Kolesterol" düzeyinin ( 35 mg/dL'den ) düşük olması
* Diğerleri : Şişmanlık, hareketsiz yaşam, gut hastalığı, aşırı alkol ve kahve tüketimi, hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksek olması), kadınlar için oral kontraseptif (doğum kontrol hapı) kullanımı .
Koroner Kalp Hastalığı'ndan KORUNMA :
Yaş, cinsiyet, kalıtım gibi unsurlardan kaçamayız. Kadınlarda menapozu geciktirici ilaç kullanmak ise (bu ilaçların dolaylı olarak KKH oluşumunda rol oynaması nedeniyle) sakıncalıdır.
İkinci grup unsurları değiştirmek ve koroner kalp hastalığından korunmak ise bizim elimizdedir.
Sigara bırakılabilir, en azından azaltılır.
Hipertansiyon tuz kullanımı kısıtlanarak ve ilaçlarla kontrol edilebilir.
İnsan vücudunda kalp ve rahatsızlıkları açısından en önemli etmen tansiyon yani damar duvarlarına kanın uyguladığı basınçtır. Damar iç duvarı (endotel) yapısı ve bütünlüğünün sigara vb unsurlar ile bozulması sonucu kanın damar duvarına uyguladığı basınç daha da artar; bu da hipertansiyonun daha da şiddetlenmesine zemin hazırlar. Böylelikle çeşitli kalp ve damar hastalıkları ile birlikte KKH da agreve olur.
Diabet (şeker hastalığı) diyet ve ilaçlarla kontrol altına alınabilir.
Alkol ve kahve kullanımı azaltılmalıdır.
Değiştirilebilir faktörler içinde önlenmesi belki de en zor olanı strestir. Kişinin kendi iradesi, çevre ve ailesinin yardımı, gerekirse psikiyatrist ve psikologların tedavisi ile stres yenilebilir. Sürekli stres altında kalan kişiler öncelikle stresin nedenlerini düşünmeli, bunları ortadan kaldırmaya çalışmalı veya bunlardan mümkün olduğunca uzak durmalıdır. Ruhsal uyumluluk (egosintonizm), hayatımızda stresten uzak kalmak hususunda önemli yer tutar. Kişi kendi iç huzurunu bozan her türlü iç ve dış etmenden kaçınmalı; en azından elinden geldiğince bunu kendine sorun etmemeli, sıkıntı oluşturan olayları önemsememelidir.
Bir çeşit kan yağı olan kolesterol total (toplam) düzeyinin azaltılması ve kolesterolün bir alt ünitesi olan HDL-Kolesterol düzeyinin artırılması diyet ve (gerekirse) ilaçlarla sağlanabilir.
Beslenme, koroner kalp hastalığından korunmada çok önemli yer tutar. Omega 3 yağ asidlerinden ve HDL kolesterolden zengin olan fındık, ceviz, badem hergün az miktarda da olsa yenmelidir. İçerdikleri yağın bozulmaması açısından, bu besinlerin buzdolabında saklanması gerekir. Akşam yemeğinin en geç yatmadan iki saat önce yenmesi daha faydalı olacaktır. Mümkünse saat 19:00'dan sonra birşey yenmemesi önerilmektedir.
Şişmanlık da önemli bir risk faktörüdür. Zayıflamak için çeşitli yöntemler kullanılabilir : Diyet, düzenli spor ve egzersiz, akupunktur, bitki çayları, (hekim gerekli görürse) ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi (ameliyat). Bunlar yapılırken dikkat edilmesi gereken nokta kiloların yavaş yavaş ve uzun zamanda verilmesidir; unutulmamalıdır ki hızlı verilen kilolar yine hızlı bir şekilde yerine gelebilir. Mümkün oldukça aynı kiloda kalmak gerekir; özellikle hızlı kilo alıp vermeden kaçınmalıdır.
Hareketsiz (sedanter) yaşamdan mümkün olduğunca kaçınmalı; örneğin yakın mesafeler için araba kullanmamalı, asansör yerine merdivenleri tercih etmeli, hergün düzenli yürüyüşler ve egzersizler yapmalıdır. Önemli olan; sporu yaşımıza ve bünyemize göre yapmak ve vücuda aşırı yüklenmemektir.
Gut hastalığı varsa hekimin vereceği ilacı düzenli kullamalı, protein diyetine uyulmalıdır.
İçme suyumuz yeterli sertlik seviyesinde olmalıdır, ancak aşırı sert sular da kullanılmamalıdır (böbrek, mide vb rahatsızlıklara sebep olur) .
Hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksek olması) kan tahlillerinde saptanmışsa doktora başvurmalıdır, kontrol altına alınmalıdır.
Bayanların oral kontraseptif denen doğum kontrol haplarını uzun süreli kullanmaları KKH açısından sakıncalıdır, mümkünse diğer doğum kontrol yöntemleri kullanılmalıdır. Bu ilaçlar kullanılmadan önce hekime danışmada fayda vardır.
Üç altın kural :
- Beslenme,
- Spor,
- Sigara ve stresten kaçınma.
Hastalığın Bulguları
Koroner kalp hastalığında şu bulgulardan bir veya birkaçı görülebilir :
- Göğüs ağrısı (sol omuz ve sol kola yayılabilir)
- Egzersiz kapasitesinin kısıtlanması; çabuk yorulma
- Eforla gelen nefes darlığı
- Senkop (bayılma)
- Ani ölüm
Klinik Formlar
KKH hastada şu klinik formlardan herhangi biri olarak ortaya çıkabilir :
- Semptomsuz koroner arter hastalığı (sessiz iskemi)
- Ani ölüm
- Stabil angina pectoris
- Anstabil angina pectoris
- Akut myokard infarktüsü (kalp krizi)
- Kalp yetmezliği
- Aritmi (ritim bozukluğu)
KKH Tanısında Kullanılan Yöntemler
- Doktor muayenesi
- Kan tahlilleri
- EKG (elektrokardiografi)
- Efor testi
- Ekokardiografi
- Holter monitörizasyonu
- Koroner anjiografi
- SPECT (myokard perfüzyon sintigrafisi)
Hastalığın Seyri
Koroner kalp hastalığında en çok korkulan olay; koroner damarlardan hiçbirinin kalp kasının kanlanmasını (dolayısıyla oksijenlenmesini) yeterince sağlayamaması, böylece kalbin kasılamaması ve vücuda kan gönderememesidir. Bu olay halk arasında kalp krizi olarak bilinen "myokard infarktüsü"dür.
Koroner kalp hastalığı bu safhalara gelinmemesi için zamanında teşhis konulup tedavi edilmelidir; en güzeli ise şüphesiz, daha hiç bu rahatsızlıklar yokken risk faktörlerinin belirlenip bunlardan mümkün olduğunca korunmaktır.
Özellikle belli bir yaştan sonra düzenli aralıklarla kalp muayenesi, tansiyon ölçümleri ve check-up yaptırmak hayati önem taşır
NAR: KALP VE TANSİYON HASTALARI İÇİN İDEAL BİR BESİN
Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.
Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.
Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.
Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.
10 bardak yeşil çay yerine geçiyor
Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.
1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.
Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü.
Kara Üzüm Çekirdeği
Antioksidan olan üzüm çekirdeği vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat, E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.
Doğal yolla üre(til)miş meyveler, sebzeler ve otlar sağlığımız için son derece yararlıdır. Üzüm çekirdeği de bunlardan biridir. Fakat beslenme bir bütündür. Sadece üzüm çekirdeği, yeşil çay, kuş burnu gibi iki üç gıdayı yemek, buna karşılık beslenmenin diğer unsurlarına dikkat etmemek ile kendinizi kurtaramazsınız. Sağlıklı bir yaşam için her mevsimin meyve, sebze ve otunu dönüşümlü olarak yiyin, un ve şekerden mamul gıdaları diğer rafine ya da paketlenmiş yiyecekleri iyice azaltın; suni yemle beslenmemiş hayvanların et, süt ve yumurtasını tüketin.
Üzüm çekirdeği hülasası (özütü) nedir?
Kara üzüm çekirdeğinden elde edilir. Üzüm çekirdeği hülasası flavonoid denilen vitamin benzeri grubun içine girer; oligomerik protoantosiyanidin kompleksleri içerir. Üzüm çekirdeğinin temel görevi antioksidan olmasıdır. Vücudu, kendi içinde oluşan ya da dış kaynaklı serbest oksijen radikallerinden ve diğer radikallerden korur. Üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri çok tanınmış antioksidan vitaminler olan C vitamininden 20 kat ve E vitamininden ise 50 kat daha üstündür.
Üzüm çekirdeğinin faydaları nelerdir?
Üzüm çekirdeği damar yozlaşmasını önler ve damarlarınızı sağlamlaştırır. Hipertansiyon, kalp krizi ve felç olasılığını minimale indirir. Diabetli ve varisli kişilere son derece yararlıdır. Gözü maküler dejenerasyon ve kataraktan korur. Üzüm çekirdeği sürekli bilgisayarın başında olan kişilerin göz sağlığının korunmasında da önemlidir.
Üzüm çekirdeği DNA hasarını azaltarak kanser oluşum riskini de minimale indirir.
Üzüm çekirdeği cildin bağdokusunda bulunan kollajeni sağlamlaştırır. Deriyi dinçleştirdiği için kozmetik sanayinde merhem olarak da kullanılır
Üzüm çekirdeği damarların kollajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve damar sertliği ile ilgili çok sayıda hastalığı önler.
Üzüm çekirdeği histamin salgısını azaltarak alerjiyi önler. Üzüm çekirdeği iltihabi prostaglandinlerin sentezini azaltarak romatizmal hastalıklar, ağrı ve endometrioz gibi durumlarda yararlı olurlar.
Ne kadar üzüm çekirdeği ekstresi kullanılmalı?
Üzüm çekirdeği ekstresinin 100 mg’lık kapsülleri mevcut. Hastalıklardan korunmak için günde 1-2 kapsül yutunuz. Bir hastalığınız varsa dozu iki katına çıkartın. Şimdiye kadar üzüm çekirdeği ekstresinin fazla alınması ile ilgili bir yan etki bildirilmemiştir.
Kapsül yerine 1 avuç ya da fincan kara üzüm kurusu da yiyebilirsiniz. Piyasada kilosu 6-8 milyona satılıyor. Ayrıca aktarlarda kilosu 30 YTL’den üzüm çekirdeği de satılmakta.
Kara üzümü ya da kurusunu yerken çekirdeklerini çiğneyiniz, böylece etkisi de artmış olacaktır. Üzüm çekirdeği gibi kabuğu da proanthosiyanidin içerir.
Mide Sorunlarınıza Doğal Çözümler
 İsviçreli bitki bilimci Alfred Vogel a göre mide yanmasının ilaçlarından biri sıcak suyun içine çiğ patates doğrayıp içmek. Domates suyu ise vücudu yeniliyor. Vücutta insan yaratılışının aynası olarak değerlendirilebilecek bir organ varsa, o da kuşkusuz midedir. Çünkü sinir sisteminizin nasıl çalıştığını bu hassas organdan anlamak mümkün. Duygusal ve ruhsal durumunuz mide suyunun salgılanışını etkilediği için fark etmeseniz de mideniz bu durumdan zarar görebilir.
Bu nedenle beslenme tarzıyla mideyi korumak çok önemli. Bunda da dikkat edilmesi gereken nokta tüm öğünlerde doğal besinleri tüketmeye çalışmak. Bunun yanı sıra çalışma temponuz da midenizi etkiliyor. Hiç durmadan stresli bir ortamda çalışıyorsanız ve sürekli mide ağrısından şikayetçiyseniz, bunun sebebini çok da araştırmanıza gerek yok.
Çünkü sıkıntı midenin baş düşmanı. Bu yüzden işe gidip gelirken yürüyüş yapmaya ve temiz hava almaya özen gösterin. Aslında mide problemleri çağımızda en çok rastlanan sağlık sorunlarının başında geliyor. Mide ağrılarınız artık size büyük sıkıntı vermeye başladıysa, yemek yediğiniz ortama da özen göstermeniz gerekiyor. Öncelikle yemek yerken sıkıntılarınızı da masaya getirmeyin. Ayrıca yorgunluktan dolayı aç olduğunuzu hissetmiyorsanız, yemekten önce küçük bir dinlemenme molası verebilirsiniz. Bunun yanı sıra yemekleri çok sıcak ve iyi çiğnemeden mideye göndermek, sorunların artmasına sebep oluyor.
Ayrıca sıcak bir yemeğin üzerine dondurma yemek de oldukça sağlıksız. Doktora başvurarak midenize uygun bir beslenme programı da hazırlayabilirsiniz. Ancak bu noktada İsviçreli bitki bilimci Alfred Vogel dikkat etmeniz gereken bazı noktalar olduğunu anlatıyor. Örneğin beyaz şeker yerine esmer şeker tüketmek, midenin sindirimi açısından çok daha faydalı. Sirke gibi mide asidini artırıcı sosları da kullanmamaya dikkat edin. Mide yanması sorununuz varsa sıcak suyun içine çiğ patates doğrayarak için. Patates fikri cazip gelmediyse, havuç suyu veya lahana suyunu da deneyebilirsiniz. Faydasını göreceksiniz.
SÜT YERİNE YOĞURT
Şimdiye kadar mideye faydalı olduğu konusunda uzmanlar tarafından pek çok yiyecek tavsiye edilmiştir. Ancak bunların arasında en yanlış inanca sahip olunanın süt olduğu artık biliniyor. Alfred Vogel da sütün yerine yoğurdu öneriyor. Çünkü yoğurt, süt gibi midede pıhtılaşmaya sebep olmuyor. Yoğurdun bir diğer özelliği ise bağırsakların çalışmasına yardım etmesi. Bu da sindirim sisteminin daha iyi çalışmasının sağlıyor. Daha da faydalı olmasını istiyorsanız yemekten önce tüketmeye dikkat edin. Meyveyle birlikte tüketmek ise midede yanmaya sebep olabilir. Midenin baş düşmanlarından biri olan kahve, aslında başka organlara da büyük zarar veriyor. Kahvenin istediğiniz zaman sizi uyanık tutmayı sağladığı tartışılmaz bir gerçek. Ancak uzun vadede sinirleri yıpratıyor. Günde üç bardaktan fazla kahve içiyorsanız ve hala kendinizi güçsüz hissediyorsanız, bunun sebebi artık bir bağımlı olduğunuz anlamına gelebilir. Bunun yanı sıra Türk kahvesi diğer kahvelerden daha az zararlı.
HAVUÇ SUYU YARARLI
Meyve ve sebze sularının ne kadar faydalı olduğunu çocukluk yıllarından beri öğrendik. Ancak hangi meyve suyunun neye iyi geldiğini de biliyor musunuz? Örneğin havuç suyu kan dolaşımına ve bağırsakların çalışmasına yardımcı oluyor. Havuç suyunun dengeleyici bir özelliği olmasından dolayı ishale iyi geldiğini söylemek de mümkün. Bunun yanı sıra soğukalgınlığında da tüketmek faydalı olacaktır.
Demir eksikliği bulunanlar ise pancar suyu içmeli. Çünkü pancar suyunun her yüz gramında beş gram demir bulunuyor. Özellikle iki yaşına kadar bebekler, hamileler ve menopozdaki kadınlar bolca tüketmeli. Kereviz suyu da vücuttaki fazla toksinlerin atılmasını sağlıyor. Vücudunuzun yenilenmesini ve temizlenmesini istiyorsanız domates suyu içebilirsiniz. Çünkü erken yaşlanmayı önlemede büyük etkisi var.
|